Büyükada'da bir gün

Adımınızı attığınız anda tüm yorgunluğunuzu unutacağınız, tarihi iskelesinde sizi çocukluğunuzun karşılayacağı, temiz havasından sarhoş olacağınız Büyükada'dayız…

İstanbul'da güneşli bir yaz gününde yapacağınız belki de en güzel şey bir adaya gitmek olur. Öyleyse, bu güneşli günlerde yanınıza alacağınız bir tutam keyif, huzur ve neşeyle birlikte, buyrun İstanbul'un incisi Büyükada turuna…

Martıların yârenliğinde, keyifli bir vapur yolculuğunun ardından varacağınız bu masal diyarı, eminiz ki tek bir dokunuşla gününüzü sihirli kılacak.

Dokuz adadan oluşan İstanbul adalarının en büyüğü olan Büyükada'ya Kadıköy, Bostancı, Sirkeci ve Kabataş'tan kalkan deniz otobüsleri veya vapurlarla ulaşabilirsiniz.

Deniz otobüsleri sayesinde zamandan büyük ölçüde tasarruf edecek olsanız da, bu gezinin vazgeçilmez bir parçası olarak gördüğümüz şehir hatları vapurlarını tercih etmenizi öneririz. Çünkü kelimenin tam anlamıyla keyfe yelken açarken, arkanızda bıraktığınız İstanbul'u demli bir çay ve martılarla paylaştığınız simit eşliğinde izlemenin tadı bir başka oluyor.

Büyükada turu
Büyükada'nın tarihi iskele binasından çıkar çıkmaz karşınıza çıkan restoran, kafe ve birbirinden leziz çeşitleriyle dondurmacılar başınızı döndürüyor. Bisikletleriyle dolaşan cıvıl cıvıl insanlar, kediler-köpekler ve elbette martılarıyla ada, sizi çoşkulu bir şekilde bağrına basıyor.

Büyükada'nın temiz havasının insanı hemen etkilediğini söylemeliyiz. Bu nedenle tura başlamadan önce saat kulesinin hemen solunda yer alan Café Pasticceria'da yapacağınız mükellef bir kahvaltı sizi yaşayacaklarınıza hazırlayacaktır. Kahvaltınızı yaparken adayı, hemen ilerinizde yer alan faytonlarla mı yoksa günlüğü 5 YTL'den kiralanan bisikletlerle mi dolaşacağınıza karar vermiş olursunuz.

Biz, Büyükada'dan bugüne kadar sadece askerliği için ayrılmış olan, 70’li yaşlarındaki Mustafa Çınar'ın eşliğinde faytonla Maden Mahellesi'nden başladık turumuza. Şimdi ilk hedef Aya Yorgi Kilisesi.

Yol boyunca gördüğümüz Büyükada'nın kendine özgü evlerine, her bahçede rengârenk açan çiçeklerine bakmaya doyamıyoruz. Biz övgüler yağdırırken Mustafa Bey bizi uyarıyor ve “Henüz Nizam Mahallesi'nin meşhur köşklerini görmediniz” diyor.

Aynı yol üzerinde, sahil kısmında bulunan Naki Bey Plajı'nı ve Büyükada Su Sporları Kulübü'nü istemeyerek de olsa arkamızda bırakarak turumuza devam ediyoruz. Bu arada size küçük bir tüyo; sadece Büyükada'da yiyebileceğiniz, seyyar arabada satılan gül şeklindeki el yapımı dondurmaları, Su Sporları Kulübü'nün önünde bulabilirsiniz. Ayrıca, Aya Yorgi Kilisesi'ne gelmeden önce yine Tur Yolu üzerinde bulunan, Türk edebiyatının önemli isimlerinden Reşat Nuri Güntekin'in evini de görebilirsiniz.

Aya Yorgi mucizesi
Aya Yorgi Kilisesi'ne çıkan yokuşun başındaki meydan tam bir şenlik yeri. Sizi kiliseye götürmek için bekleyen eşekler, Lunapark Gazinosu'nda öğlen yemeği için mola vermiş insanlar, çam ağaçları ve faytonlarıyla rengârenk bir görüntü çiziyor.

Aya Yorgi Kilisesi'ne yaya olarak çıkabileceğiniz gibi, bu iş için orada hazır ve nâzır bekleyen eşeklerle de çıkabilirsiniz. Aya Yorgi Kilisesi'ne 'çıkmak' dedik çünkü sizi uyarmalıyız ki bu yol uzun ve çok dik. Bu nedenle biz tanesi 15 YTL'ye kiralanan eşekleri tercih ettik.

Yolculuğun başlangıcında biraz ürküyorsunuz; “Dengede duruyor muyum acaba?”, “Beni üzerinden atmaz herhalde”, “Ay yanlış yola girmese bari!” gibi kaygılar duysanız da sonradan rahatlıyorsunuz. Çünkü eşekler, Aya Yorgi Kilisesi'nin yolunu çok iyi biliyor. Onlar sakince sizi taşırken, siz ayaklarınızın altında uzanan İstanbul manzarasının keyfini sürüyorsunuz. Yokuşun her kademesinde İstanbul bir başka güzel görünüyor gözünüze.

Büyükada'nın 202 metre yüksekliğindeki Yüce Tepe'de bulunan Aya Yorgi Kilisesi ve civarı için tek kelimeyle “Büyüleyici” diyebiliriz. Kilisenin sağında papazların kaldığı lojmanlar ve şimdilerde kapalı olan küçük manastır var. Solunda ise bir şeyler atıştırabileceğiniz Yüce Tepe Gazinosu bulunuyor. Aya Yorgi Kilisesi'nin dört bir tarafında ise Marmara Denizi tüm ışıltısıyla yüzünüzü aydınlatıyor. Büyükada'nın iki tepesinden biri olan Hristos Tepesi (İsa Tepesi) de hemen karşınızda yer alıyor.

Aya Yorgi Kilisesi'nde dilenen dileklerin gerçekleşeceğine dair güçlü bir inanç var. Bu yüzden kilisenin içinde bulunan camekân dolapta birçok sayıda saat, kolye gibi eşyalar gördüğünüz zaman şaşırmayın. Onlar, dilekleri kabul olanların küçük bir teşekkürü. Ayrıca yine kilisenin içinde bulunan manastır suyunun da şifalı olduğuna inanılıyor. Öyle ki felçli insanların Yüce Tepe'den yürüyerek aşağı indiğine dair rivayetler anlatılıyor.

Büyükada'nın temiz havasının insanı hemen acıktırdığını söylemiştik. Aya Yorgi Kilisesi'nde dilek dileyip mum yaktıysanız buyrun Yüce Tepe Gazinosu'nun birbirinden lezzetli et yemeklerine. El yapımı şaraplarından istemeyi de unutmayın…

Çamların altında…
Aya Yorgi Kilisesi'nden indiğinizde karşınızdaki çam ağaçlarıyla kaplı ormanlık alanda yapacağınız 20 dakikalık bir yürüyüş sonrasında görecekleriniz büyük önem taşıyor. Size sadece kozalakların ve kuş seslerinin eşlik ettiği bu yürüyüşte, ‘dünyanın en büyük ahşap binası’ unvanını hâlâ koruyan Rum Yetimhanesi'ni görme şansına sahipsiniz. Yaklaşık 30 yıldır boş olan yapı, bir asrı devirmesine rağmen heybetli mimarisiyle zamana meydan okuyor.

Rum Yetimhanesi'nin biraz ilerisinde bulunan Hristos Manastırı ise bahçesinde bulunan tavukları, koyunları ve meyve ağaçlarıyla tam bir masal diyarı. Yandaki küçük mezarlıkta da manastırın inşaatında çalışmış işçilerle manastırda görev yapmış papazların mezarları bulunuyor.


Büyükada'da aşk başkadır!
Hristos Manastırı'ndan Nizam Mahallesi'ne devam etmek isterseniz yolculuğunuza faytonla devam edebilirsiniz. Bu arada, yolunuzun üzerinde bulunan Aşıklar Yolu ve Dilburnu'nda bir yürüyüş yapmadan Büyükada'dan ayrılmamanızı öneriyoruz. Biz de öyle yaptık ve Aşıklar Yolu'nda huzurlu bir yürüyüşün ardından Aşıklar Gazinosu'nda denize karşı, semaverde çay keyfi yaptık. Çam ağaçlarının sizi hiç yalnız bırakmadığı bu bölge için hissettiğimiz en güçlü duygu, ‘huzur’.

Yürüyüşünüz esnasında biraz serinlemek isterseniz hemen solunuzda uzanan Prenses Koyu ve Yörük Ali Plajı'nı es geçmeyin deriz. Motorlarla denizden ulaşılan Yörük Ali Plajı insanın gerçekten de aklını çeliyor. Hazır bu bölgeye gelmişken Osmanlı döneminden kalan tarihi Con Paşa Köşkü ile Troçki'nin Büyükada'da kaldığı Arap İzzet Paşa Köşkü'nü görmenizi öneririz. Bu arada, Mustafa Bey'in yolculuğumuzun başında yaptığı uyarıya hak veriyoruz. Zira, Nizam Mahallesi'nde bulunan köşkler gerek mimarileriyle, gerekse rengârenk, bakımlı bahçeleriyle insana masallardaki prenseslerin hâlâ yaşadığını düşündürtüyor.

Vapuru kaçırma vakti!
Büyükada'da zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor insan. Bu yüzden dönüşte bir koşturmacadır alıyor sokaklarda. Dönüş saatlerinin yoğunluğunda biraz şansınız varsa boş bir fayton bulabilir ve iskelenin tam karşısında bulunan Yıldızlar Gazinosu'nda güneşin batışını izleyerek veda edebilirsiniz Büyükada'ya. İşte tam bu esnada, bir kıpırdanmadır başlıyor içinizde. Vapurun iskeleye yavaş yavaş yaklaştığını görüyor ama gitmek istemiyorsunuz. Ani bir karar değişikliği ile dönmeyi planladığınız vapurun iskeleden uzaklaşmasını izlemek ve gidenlere el sallamak anlatamayacağımız bir heyecan. Bu arada, Büyükada'dan Bostancı'ya gece 00.30'a kadar vapur var. Bu yüzden turunuzu acele etmeden keyifli bir akşam yemeği ile tamamlayabilirsiniz.

Ne yesek, nerede kalsak? 
Büyükada'da kalabileceğiniz irili ufaklı pansiyonlar olduğu gibi, Hotel Prenses Büyükada veya Büyükada'nın en eski otellerinden Hotel Splendid Palace'ı tercih edebilirsiniz. Güzel manzarası ve özel atmosferiyle Aya Nikola Koyu'nda yer alan Aya Nikola Pansiyon'u da öneririz.

Akşam yemeği için iskelenin yan tarafındaki restoranlar arasında seçim yapmakta zorlanabilirsiniz. Hemen söyleyelim, bu restoranların hepsinde et ve balık çeşitlerinin en lezzetlisini yiyebilirsiniz. Ama 1935’ten beri hizmet veren Milto Restaurant'da kalamar ve ahtapot yemenizi özellikle tavsiye ederiz. Yemek esnasında, karşınızda ışıl ışıl sizi selamlayan İstanbul'a kadeh kaldırmayı da unutmayın.

Büyükada gecelerinin belki de en önemli geleneklerinden biri de bir külah dondurmayla sahilde yürüyüşe çıkmak. Bu nedenle yemekten sonra tatlı olarak size dondurma öneriyoruz. İskelede bulunan Prinkipo Dondurmacısı veya hemen karşısındaki yaklaşık üç kuşaktır aynı yerde hizmet veren Roma Dondurmacısı'ndan aldığınız dondurmalarınızla Kenan Evren Parkı'ndan Büyükada Su Sporları Kulübü'ne kadar yürüyebilir, geceleri çok güzel programlar düzenleyen Turing Kültür Evi'ndeki konserlere katılabilirsiniz.

Ardından atların nal sesleri eşliğinde, sadece Adalıların kaldığı, yabancı hiç kimsenin bulunmadığı Büyükada sokaklarında yürüyerek konaklayacağınız yere dönebilirsiniz. Bu arada, Büyükada'nın martılarına bakmayın siz. Onlar sabaha kadar uyumuyorlar.

İstanbul'a dönüş!
Sabah uyandığınız gibi pencerenizi açın ve tertemiz ada havasını, yeşille mavinin buluştuğu, eşi benzeri olmayan manzarayı içinize doldurun. Dönerken de Büyükada Fırını'ndan galeta, İran poğaçası ve tarçınlı, damla sakızlı kurabiyelerden almayı unutmayın.

Büyükada'da geçirilen bir gün; huzur, keyif, neşe ve sağlık demek. Bunlar size aktardıklarımız. Yazmadıklarımızsa Büyükada'nın inci tanesi güzelliğinde saklı…

Behice Özden

Kaynak: In İstanbul 4. sayı

  • Görüntüleme: 11012