Cumhuriyet Dönemi

 Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla İstanbul da yeni bir döneme başladı. Asırlardır elinde tuttuğu "başkent" sıfatını Ankara'ya devtti.

İşgal günlerinin bitmesinin ardından İstanbul, cumhuriyetle ile birlikte yeni bir kimliğe büründü. Üç büyük imparatorluğun başkenti olan İstanbul bu ünvanını artık Ankara'ya bıraktı. Yüzyılın başlarında 850 bin civarında olan nüfus, 1927 sayımlarında 700 bine kadar düştü.

Batılılaşma çabaları, özellikle kültürel, politik, ekonomik, mimari, ideolojik alanda Ankara'ya kaydırılırken, İstanbul ciddi bir biçimde ihmal edildi. Ve İstanbul, 2 bin yılı aşan kent tarihinde ilk kez dışarıdan yönetilmeye başlandı. İktisadi ve ticari merkez olmayı sürdüren şehire bu dönemde, ürettiğinden çok daha az kaynak ayrıldı.

Bu dönemde şehricilik adına hiçbirşey yapılmadı. Sadece genç devletin ideolojisini yansıtan değişiklikler gerçekleşti; sokak adlarının değiştirilmesi, Osmanlı Hanedanı’na ve İmparatorluk kurumlarına ait binaların yeni fonksiyonlar için kullanılmaya başlanması, Ayasofya'nın müzeye dönüştürülmesi, imparatorluk kurumlarının yeni isim ve düzenlemelerle açılması gibi daha çok sembolik anlamlar taşıyan uygulamalar yapıldı.

İstanbul'un imarına ilişkin ilk uygulamalar dönemin başbakanı olan Demokrat Parti'nin lideri Adnan Menderes döneminde başladı. Bir yandan 1950 sonrasında başlayan sosyal hareketlilik ve bunun neticesi olan göç patlaması, diğer taraftan Demokrat Parti yöneticilerinin zihinlerindeki modern kent imajı İstanbul'da yoğun imar çalışmalarına yol açtı. Tarihi kent dokusunu yok edilmesi pahasına açılan yollar kentin çehresini oldukça değiştirdi.

1950-1960 yılları arasında birçok büyük yol açıldı ve varolanlar genişletildi. Bu yollar açılırken binlerce bina yıkıldı. Bu imar faaliyetlerinden birçok tarihi eserde zarar gördü. Birçok eser ya yer değiştirdi, yada yok edildi. Yine bu dönemde Belediye Sarayı, Hilton Oteli ve Divan Oteli gibi kentin mimari anlayışındaki değişimi yansıtan büyük binalar yapıldı.

1950-1960 yılları arasında, Demokrat Parti'nin başlattığı imar çalışmalarından sonra, 1970'li yıllara kadar İstanbul şehircilik anlamında fazla bir şehircilik yaşamadı.

1973 yılında Boğaziçi Köprüsü açıldı. Çevre yollarıyla birlikte Boğaziçi Köprüsü yeni yerleşim birimlerinin doğmasına ve metropolü kuşatan çevrede yeni rant alanlarının oluşmasına yol açtı.

İlki çapında olmasa bile, 1980'li yıllardan sonra ikinci bir imar faaliyeti başlatıldı. Haliç çevresinin sanayi kuruluşlarında temizlenmesi, 1988 yılında Boğaz üzerindeki ikinci köprü olan Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün açılması, Tarlabaşı Bulvarı, Boğaz'ın Avrupa yakasındaki kazıklı yol, Kadıköy-Bostancı arasındaki kıyının doldurularak yol yapılması, hızlı tramvay, Taksim-Levent arasındaki metro projesi bu faaliyetlerinin önemlileri arasına girdi. Yine bu yıllarda İstanbul'a göç artarak sürdü. Kent çepeçevre gecekondularla ve bunlarla benzerlikler taşıyan ucuz kooperatif konutlarıyla sarıldı.

1980'li yıllar sanayi kuruluşlarının şehir dışına taşımaya başladığı yıllar oldu. Son yıllarda doğalgaz şebekesinin hızla yaygınlaştırılması ve kalitesiz kömür kullanımı üzerindeki titiz kontroller sayesinde İstanbullular son kışı hava kirliliği açısından oldukça rahat geçirdi. Ayrıca şehre su sağlayacak yeni imkanların devreye sokulması ile su arıtma ve dağıtım şebekelerindeki yeni yatırımlar neticesinde, kentin en çileli sıkıntılarında olan su problemi de büyük ölçüde ortadan kaldırıldı.

kaynak : istanbul.com 

  • Görüntüleme: 13090