Galata'yı kuleden seyretmek gerek

Kadim İstanbul’un en eski semtlerinden biri Galata. Adı, İtalyanca'daki calata yani iskeleye inen yokuştan geliyor. Galata Kulesi hâlâ İstanbul’un siluetinde önemli yer tutuyor.

İlkçağın sonlarında Sykai isimli bir yerleşim yeri olan Galata, Büyük Konstantin tarafından duvarla çevrilmiş. Ardından Cenevizlilere mekân olmuş.

 

Fatih, fethin akabinde Galatalılara dokunmamış, ellerine ahidname vermiş. Fakat başlarına kadı tayin etmeyi de ihmal etmemiş. Buradaki ekonomik hareketlilikten istifade yoluna gitmiş. “Bağlamaz firdevse gönlini Kalata’yı gören / Servi anmaz anda ol serv-i dilârâyı gören” beyitleri de ona ait. Cenevizlilerin, Rumların, Ermenilerin, Yahudilerin döşeği serdiği semt, zaman zaman Arapları da ağırlamış. 19. asırda ise Levantenler, nam-ı diğer tatlı su Frenkleri ile tanışmış.

Her ne kadar fetihten sonra bölgede İslam mahalleleri kurulsa da, Suriçi halkı Pera’dan, yani karşı taraftan uzak kalmayı tercih etmiş. Hatıralara bakarsak eski İstanbul’da doğup büyüdüğü halde Galata’yı görmeden ölen insanlara rastlamak nadirattan değil. Bunda Galata’nın meşhur meyhanelerinin de etkisi olsa gerek.

Tarihe geçmiş meyhanelerin en sefihi ise rakısı su küpünde durduğu için bu adı taşıyan Küplü Meyhanesi. Ayyaş takımının çalışamaz duruma düştüğünde müşterileri arasına girdiği meyhanenin dekoru iki kırık iskemle, pis bir masa, tezgah işi gören bir sedir, üzerinde birkaç şişe ile bir paslı teneke maşrapadan oluşuyormuş. Müşteriler on para verip aldıkları rakıyı maşrapadan içermiş.

Merkezinde Galata Kulesi’nin yer aldığı semt, Kasımpaşa Deresi'nden Tophane’ye kadar uzanıyor. Üzerinde ise Galatasaray ve Beyoğlu bulunuyor. Galatasaray’dan İstiklal Caddesi boyunca ileriye yürüyün, Galip Dede’nin Mevlevihanesi’nden aşağıya inin ya da bir haritadan bakın; kulenin üst ve doğu kısmında Mevlevihane, Şahkulu Mescidi, Müeyyedzade Mescidi, Bereketzade Mescidi, Hoca Ali Mescidi gibi İslam yapılarının, güneybatısında ise St. Benoit Lisesi, Aşkenaz Sinagogu, Surp Hisus Pırgıç Kilisesi, St. George Kilisesi, İngiliz Hastanesi gibi Hıristiyan yapılarının çoğunlukta olduğu dikkatinizi çekecektir. Son olarak saydığımız ve kulenin hemen dibinde yer alan hastanenin bir özelliği daha var; işgal yıllarında İngiliz Merkez Karakolu olarak kullanılması. Antikacıların mekânı Çukurcuma’yı da unutmayalım.

Gelelim Galata’nın, -Evliya Çelebi’nin tabiriyle "insan şekli gibi"- İstanbul’un her tarafından görülen kulesine. Vakt-i zamanında tepesinde haçlı sivri bir külah bulunan ve Christea Turris (İsa Kulesi) denilen binayı Cenevizliler yaptırmış. Fatih, haçlı külahı yıktırmış.

Bugünkü şeklini ise II. Mahmud’dan sonra almış. 16. asırda tersanenin zindanı olarak kullanılan bina, bir ara meşhur astronomi âlimi Takiyyüddin’in rasathanesi olmuş, 1874’ten itibaren yangın gözetleme kulesi olmuş. Kulenin köşkünde nöbet tutan köşklüler dumanı görür görmez ağaya bağırırmış: “Ağa bir çocuğun oldu.” Ağa sorarmış: “Kız mı, oğlan mı?” Kız Üsküdar, Galata ve Boğaziçi tarafları, oğlan İstanbul ciheti demek. Kulenin iki yanına yangının çıktığı semte göre belirli sayıda gündüz sepet, gece kırmızı fener asılırmış. Bundan sonra tulumbacıların tabanına kuvvet.

Haber: Ahmet Doğru-Zaman Gazetesi

Fotoğraf: Aydın Sertbaş

  • Görüntüleme: 13472